OECD’nin, BEPS Aksiyon Planı’nın beklenen son eksik parçalarından biri olan finansal işlemlerin transfer fiyatlandırması açısından değerlendirilmesine ilişkin Taslak Rapor’u (“taslak”) 3 Temmuz 2018’de yayımlanmıştı. Taslak Raporun ardından OECD Transfer Fiyatlandırması Rehberi’ne 10. Bölüm olarak eklenmek üzere hazırlanan söz konusu raporun nihai versiyonunu (“rapor”) ise 11 Şubat 2020’de yayımlandı.
Detayları aşağıda sunulan rapor, finansal işlemlerin doğru bir şekilde tanımlanması, hem borçlu hem de alacaklı açısından tarafların gerçekçi bir şekilde sahip olduğu diğer seçeneklerin de dikkate alınması gerekliliği, finansal işlemlerde kredi notu kullanımı, piyasa verilerinin ulaşılabilirliği, işlem anındaki verilerin varlığının önemi vb. birçok konuya ilişkin yönlendirme sunmakta ve açıklık getirmektedir.
Türk transfer fiyatlandırması mevzuatında finansal işlemlere ilişkin konulara özel olarak yer verilmemesinden ötürü söz konusu rehber, İdare tarafından gerçekleştirilecek incelemelerde bir rehber niteliğinde kullanılabilecektir. Finansal işlemlere ilişkin grup içi politikaların kullanımına da vurgu yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda Ana Şirketi Türkiye’de bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin ve finansal kuruluşların da grup içi finansal işlemlere yönelik bir transfer fiyatlandırması politikası hazırlaması önem arz edecektir. Dolayısıyla finansal işlemlerin gerçekleştirildikten sonra emsallerine uygunluğunun desteklenmesi yaklaşımından uzaklaşılarak, işlemler gerçekleştirilmeden emsal bedel tespiti yapılması ve bunun dokümante edilmesi önem kazanacaktır.
Bu çerçevede Türkiye’de yer alan şirketler açısından öne çıkan hususlar ve tavsiyelerimiz aşağıda özetlenmektedir:
- Holding bünyesinde yürütülen hazine fonksiyonları kapsamında elde edilen/edilmesi gereken gelirlerin gözden geçirilmesi ve mevcut yapıların OECD’nin yönlendirmeleri doğrultusunda revize edilmesi tavsiye edilmektedir.
- Birçok grup içi finansal işlem (garantörlük, borçlanma, nakit havuzu) analizinde gerekli olan kredi notu metodolojisine verilen önemden ötürü artık bu metodun Türkiye özelinde de pratikte kullanımının artacağı ve olası incelemelerde de dikkat edilmesi gereken önemli bir husus olarak mükelleflerin karşısına çıkabileceği öngörülmektedir.
- Özellikle kredi işlemlerinin emsallerine uygunluğunun değerlendirmesinde pratik yaklaşım olarak bankadan alınan tekliflerin sıkça kullandığı görülmektedir. OECD’nin açıkça bu tekliflerin kullanılmaması gerektiğini belirtmesi sebebi ile bu tür pratik yaklaşımların gözden geçirilmesi ve transfer fiyatlandırması uygulamaları açısından gerekli iyileştirmelerin yapılması tavsiye edilmektedir.
Playback of this video is not currently available
Aşağıda, OECD tarafından yayımlanan rapordaki bilgilere yer verilmektedir:
1. Finansal İşlemin Doğru Bir Şekilde Tanımlanması
Raporda ilk olarak ilişkili kişilerle gerçekleştirilen finansal işlemlerin doğru bir şekilde tanımlanmasının önemi vurgulanmaktadır. Örneğin, kredi işlemini doğru bir şekilde tanımlayabilmek için, kredinin sabit bir geri ödeme tarihinin veya bir faiz ödeme zorunluluğunun olup olmaması gibi unsurların incelenmesi gerekmektedir. Öte yandan, işlemin doğru bir şekilde tanımlanabilmesi için aynı zamanda grup finansman politikaları ve Çok Uluslu İşletmeler Grubu’nun faaliyet gösterdiği sektörler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Grup içi kredi işlemlerinde ödenen faizin yanı sıra, kredinin gerçekten kredi mi yoksa, sermaye benzeri bir niteliği mi olduğunun tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsamda, bu bölümde emsallere uygunluk ilkesinin ve işlemin doğru bir şekilde tanımlanmasının borç alan şirketin borç ve sermaye yapısı ile ilişkisi değerlendirilmektedir. Diğer bir deyiş ile, emsallere uygun sermaye yapısı konseptine yer verilmektedir. Söz konusu değerlendirme yapılırken tek unsurun işlemin doğru bir şekilde tanımlanması olmadığı ve raporda yapılan yönlendirmelerin yerel ülke mevzuatlarında bulunan örtülü sermaye kurallarının uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği belirtilmektedir.
Bu kapsamda, Türk şirketler açısından aslında ödenen veya temin edilen kredi faizinin emsallerine uygunluğunun tespitinin de öncesinde, borçlu şirketin temin etmeyi planladığı krediyi geri ödeyebilme gücünün olup olmadığının diğer bir deyiş ile borçlanma kapasitesinin analiz edilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır. Yapılan analizler sonucu temin edilen krediyi alacak finansal gücü olmayan şirketler açısından temin edilen kredinin bir kısmının sermaye benzeri olabileceği ifade edilmektedir.
Öte yandan hem borçlu hem de alacaklı açısından tarafların gerçekçi bir şekilde sahip olduğu diğer seçeneklerin de dikkate alınması gerektiğini belirtilmekte ve faiz oranlarının da ötesinde borcun miktarı da dahil olmak üzere bütün hüküm ve koşulların da emsallere uygunluk ilkesine göre belirlenmiş olması gerektiğine dikkat çekmektedir. Bu kapsamda, finansal işlem gerçekleştirilmeden önce hem borç alan hem de borç veren açısından tarafların sahip olduğu diğer alternatiflerin de değerlendirildiğini ve en uygun çözümün grup içi borçlanma olduğunu gösteren bir dokümantasyon hazırlanması mükelleflerin yararına olacaktır.
Son olarak, gerçekleştirilen grup içi finansal işlemlerin emsallerine uygunluğu analiz edilirken Çok Uluslu İşletmeler Grubu’nun Grup içi finansmana ilişkin politikalarının da göz önünde bulundurulması gerektiğine yer verilmektedir. Diğer bir deyiş ile, gerçekleştirilen bir grup içi kredi işleminin grup politikası ile uyumlu olması önem arz etmektedir. Sonuç olarak, kredi faizinin, finansal işlemlerin doğru bir şekilde tanımlanması için emsallerine uygunluk açısından değerlendirilmesi gereken tek unsur olmadığı ortaya çıkmakta ve yukarıda bahsedilen tüm unsurların emsallere uygunluk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi ve çalışmaların dokümante edilmesinin önemi artmaktadır.
2. Hazine Fonksiyonları
Raporda, Çok Uluslu İşletmeler Grubu içerisinde merkezileştirmiş (Holding veya gruba bağlı herhangi bir şirkette) hazine fonksiyonlarının genellikle grubun ana değer yaratımını destekleyen rutin hizmetler olduğu, dolayısıyla OECD Rehberi’nin 7. Bölümü’nde yer alan rutin grup içi hizmet uygulamalarının da bazı durumlarda uygulanabileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda, şirketin ana faaliyetini destekler nitelikte olan hazine fonksiyonları için OECD Rehberi’nin 7. Bölümü’nde yer alan rutin hizmetler için önerilen %5 kar marjının uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Öte yandan, rutin olmayan hazine fonksiyonlarının üstlenildiği durumlarda üstlenilen fonksiyon ve risk nispetinde bir gelir elde edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Sonuç olarak, raporda hazine fonksiyonu kapsamında elde edilen gelirin tespitinde fonksiyon analizinin önemi vurgulanmaktadır.
2.1. Grup içi borçlanmalar
Finansal işlemler incelenirken borç alan ve verenin perspektiflerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğinin önemi vurgulanmaktadır. Öte yandan, finansal işlemlerin doğru bir şekilde tanımlanması bölümünde de üzerinde durulduğu gibi hem borçlu hem de alacaklı açısından tarafların gerçekçi bir şekilde sahip olduğu diğer alternatiflerin de dikkate alınması gerekmektedir.
Grup içi kredilere ilişkin dikkate alınması gereken hususlar aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır:
2.1.1. Kredi Notunun Kullanımı:
Raporda birden fazla yöntem sunulmakla beraber, borç veren açısından, kredi notu kullanımının önemi vurgulanmaktadır. Taslak ile kıyaslandığında ise, kredi notunu etkileyen faktörlerin daha dikkatli ele alınması gerektiği, bu bağlamda borç alanının finansal verilerinin yanı sıra, faaliyetlerini sürdürdüğü sektördeki uzun vadeli beklentiler gibi kredi notunu etkileyebilecek nitel faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmektedir.
Borç alan şirketin kredibilitesinin değerlendirilmesinde kredi notu kullanımı uluslararası uygulamalarda sıkça kullanılmaktadır. Türkiye’de ise finansal işlemlerin emsallerine uygunluğunun tespitinde kredi notu kullanımına çok sık rastlanılmamaktadır. Finansal işlemlerin emsallerine uygunluğunun tespitinde ilk adım olan kredi notunun kullanımının Türkiye özelinde de pratikte kullanımının artacağı ve olası incelemelerde de dikkat edilmesi gereken önemli bir husus olarak mükelleflerin karşısına çıkabileceği öngörülmektedir.
2.1.2. Grup şirketi olmanın etkileri
Grup içi borçlanmalarda her ne kadar borç alan şirketin ayrı bir tüzel kişilik olarak değerlendirilmesi gerekse de grup şirketi olmanın, grup içi borçlanmanın emsallerine uygunluğunun değerlendirilmesinde iki farklı etkisi bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, Grup yönetiminin ilişkisiz kişilerden kullandığı kredilere ilişkin izlediği politikaların (ilişkisiz kişilerden kullanılan kredilerde uygulanan hüküm ve koşullar) grup içi borçlanmada uygulanan hüküm ve koşullar ile uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesine olanak sağlamasıdır. Bu noktada grup şirketi olmanın aslında üçüncü kişilerden kullanılan kredilerde etkisi olduğu, dolayısıyla aynı etkinin grup içerisinde gerçekleştirilen işlemlerde de gözetilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.
Diğer bir etkisi ise bir Çok Uluslu İşletme (“ÇUİ”)’nin borcunu ödeyememesi durumunda Gruptan alacağı muhtemel destektir. Borçlu şirketin belirli bir Grubun üyesi olması sonucu doğan bu destek zımni destek olarak adlandırılmakta ve borçlu şirketin kredi notu belirlenirken bu desteğin de dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Öte yandan, bu zımni desteğin sadece belirli bir grubun bir üyesi olmasından kaynaklanması sebebi ile herhangi ilave bir bedele gerek olmadığı belirtilmektedir.
Zımni desteğin borçlunun kredi notuna etkisi borçlu şirketin grup içerisindeki önemine göre değişebilmektedir. Grup içerisinde stratejik öneme sahip bir şirketin kredi notu, grubun ana şirketinin sahip olduğu kredi notuna çok yakın veya bu kredi notuyla aynı olabilecektir. Öte yandan, gruptan herhangi bir destek alacak öneme sahip olmayan şirketlerin kredi notunun ise ayrıca belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu doğrultuda, Grup için stratejik öneme sahip şirketlerin gerçekleştirdiği finansal işlemlerde grubun sahip olduğu kredi notu kullanılabilecektir. Kredi derecelendirme şirketlerinin bu bağlamda birçok çalışması bulunmaktadır ve emsal analizi çalışmalarında bu kredi derecelendirme şirketlerinin kullandığı metodolojiler izlenebilecektir.
2.1.3. Sözleşme Hükümleri
Rapor, ilişkisiz taraflarla yapılan sözleşmelerde yer alan birtakım hükümlerin genellikle grup içi sözleşmelerde yer almamasının sebebini ilişkili şirketlerin birbirlerine ilişkin hususlarda genellikle bir bilgi eksikliği olmaması durumuna dayandırmaktadır. Sözleşme şartlarının ilişkisiz taraflar arasındaki sözleşmede yer alıp almadığını ve eğer yer alıyorsa bu durumun fiyata etkisini anlamak için söz konusu işlemin doğru bir şekilde tanımlanmasının önemi vurgulanmaktadır.
2.1.4. Garanti Hükümleri
Garantörlük işlemlerine ilişkin daha detaylı bilgilere ilerleyen bölümlerde yer verilmiştir. Bununla birlikte grup içi kredide garantörlük olması durumunda, kredi veren açısından borçlunun temerrüde düşmesi durumunda garantörün gerçekten borçlu için sunduğu garantörlüğü yerine getirip getiremeyeceğine bağlı olarak, sunulan garantilerin finansal işlemlerin fiyatlamasında dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir.
2.1.5. Fiyatlandırma Yöntemleri
Alternatif yöntemlerin de kullanılabileceği ifade edilmiş olmakla birlikte raporda temel olarak Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi’nin (“KFY”) kullanımına ilişkin detaylar sunulmaktadır. KFY’nin uygulanmasında ise uygun dış emsallerin belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsamda, yalnızca kredilerin değil bono, dönüştürülebilir tahviller ve mevduat gibi finansal ürünlere ilişkin işlemlerin de potansiyel birer emsal olabileceği vurgulanmaktadır. Bu tür ürünlerin emsal olarak değerlendirilmesi durumunda karşılaştırılabilirlik açısından gerekli düzeltmeler de yapılmalıdır.
Türkiye’de pratik bir yaklaşım olarak, grup içi finansal işlemlerin emsallerine uygunluğunu desteklemek için bankalardan alınan tekliflerin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Ancak OECD raporunda bankalardan alınan teklif mektuplarının ya da fiyat görüşlerinin, taahhüt edilmiş bir fon veya yürürlükte olan bir işlemi temsil etmemelerinden ötürü bağlayıcı olmadıkları ve emsal olarak dikkate alınmamaları gerektiği açıkça vurgulanmaktadır.
2.2. Nakit havuzu
Uluslararası uygulamalarda, nakit yönetiminin daha iyi yapılması ve finansman maliyetlerinin azaltılması amacı ile grup şirketleri tarafından kullanılan nakit havuzu uygulamasıyla sıkça karşılaşılmaktadır. Türkiye’de nakit havuzu lideri konumunda olan şirketler olduğu gibi nakit havuzu katılımcısı olan şirketler de bulunmaktadır.
Uygulamada fiziksel ve kavramsal olmak üzere iki farklı nakit havuzu türü bulunmaktadır, raporda da bu iki nakit havuzu yapısına ilişkin özet bilgilere yer verilmiştir. Öte yandan, Grup içerisinde nakit havuzu uygulaması kapsamında oluşan sinerjilere bağlı olarak sağlanan faydanın nakit havuzu katılımcıları arasında paylaşılması gerektiği belirtilmektedir.
Raporda, nakit havuzu işlemlerinin analizinde ilk olarak üstlenilen risklerin analiz edilmesi gerektiği, sonrasında bu risklerin kontrolünün kimde olduğunun tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Öte yandan, raporda nakit havuzu liderlerinin genellikle rutin fonksiyonlar üstlendiği, bu kapsamda da rutin gelirler elde etmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye’de mukim nakit havuzu uygulaması bulunan grup şirketlerinde nakit havuzu liderinin rutin olmayan bir gelir elde etmesi durumunda, elde ettiği geliri üstlendiği fonksiyonlar ve riskler ile desteklemesi beklenmektedir. Nakit havuzu liderinin payının belirlenmesinin ardından nakit havuzu katılımcılarına uygulanacak faiz oranı belirlenmelidir.
2.3. Hedging işlemleri
Hedging işlemleri diğer işlemler kadar detay değerlendirilmemekle beraber hedging işlemlerinin ne amaçla gerçekleştirildiğine ve bu işlemlerin ÇUİ grubu bünyesinde nasıl merkezileştirilebileceğine ilişkin örneklere yer verilmiş olup farklı hedging mekanizmalarına göre farklı fiyatlandırma yaklaşımlarının benimsenebileceği ifade edilmiştir.
3. Garantörlük işlemleri
Raporda, performans vb. garantilerine yer verilmemekte ve sadece finansal garantiler ele alınmaktadır. Finansal garantörlük (fiili garantörlük) kavramı, garanti verilen tarafın borcunu ödeme yükümlülüğünü gerçekleştirememesi halinde garantör tarafından yerine getirilmesi gereken hukuki bağlayıcılığı olan bir yükümlülük olarak tanımlanmaktadır.
Garantörlük işlemlerinde, borç finansmanı için daha uygun faiz oranları sağladığı koşullarda emsallere uygunluk prensibine göre belirlenecek bir garantörlük bedeli ödenmesi beklenmektedir.
Raporda belirli durumlarda garantörlük bedeli alınmasına gerek olmayabileceği de ayrıca belirtilmiştir:
- Pasif edinim (zımni destek) halinde
Garantörlük faaliyetleri kapsamında pasif edinim (zımni destek) ve aktif destek (fiili garanti) kavramlarına değinilmektedir. Fiili garanti söz konusu olduğunda, söz konusu garanti ile sağlanan faydanın değerlendirilmesi için ilişkisiz bankalar arasında yapılan anlaşmaların da gözden geçirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, bir grubun parçası olma durumundan kaynaklanan fayda ise pasif edinim olarak tanımlanmaktadır. Pasif edinimin etkisi finansal işlemleri değerlendirirken dikkate alınmalıdır. Öte yandan, OECD Rehberi’nin 7.13 maddesine verilen referans doğrultusunda pasif edinim söz konusu olduğunda ilave bir ücrete gerek olmadığı belirtilmektedir.
- Çapraz garantiler
Raporda çapraz garanti durumunun değerlendirmesinin zor ve karmaşık olabileceği, anlaşmaya taraf olanların bu garantiden sağladıkları menfaatlerin tespitinin pratik olarak çok zor olduğu ve çapraz garantiler söz konusu olduğunda pasif edinimden bahsedilebileceği belirtilmektedir.
Türkiye’de grup şirketleri içerisinde çapraz garantiler kullanılmaktadır. Çapraz garantiler söz konusu olduğunda, her bir işlem ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yapılan değerlendirmede çapraz garantinin pasif edinimin (zımni destek) ötesinde bir fayda sağlamadığı sonucuna varılması halinde herhangi bir bedel alınmaması transfer fiyatlandırması uygulamaları açısından uygun olacaktır. Öte yandan, pasif edinimin ötesinde bir fayda sağlandığının tespit edilmesi durumunda ise emsallerine uygun bir garanti geliri elde edilmesi gerektiği aşikardır.
- Hukuki Bağlayıcılığı olmayan beyanlar
Hukuki bağlayıcılığı olmayan beyanlar (örn. Niyet mektubu), garantörün açıkça bir risk üstlenmesine sebep olmamakla beraber bu tür beyanlar ile sağlanan fayda çoğu zaman belirli bir grubun bir üyesi olma durumuna atfedilebilmektedir. Bu durumda, çapraz garantilere benzer bir şekilde bir bedel alınmaması transfer fiyatlandırması uygulamaları açısından uygundur, fakat her bir işlemin kendi özelinde değerlendirilmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
4. Grup içi sigorta işlemleri
Uluslararası piyasalarda grup şirketlerinin ticari faaliyetlerine ilişkin olarak üstlendikleri riskleri sigortalamak için sadece grup içerisinde hizmet veren sigorta şirketleri kurulmaktadır, raporun bu bölümünde bu sigorta şirketleri ile gerçekleştirilen işlemlerde dikkat edilmesi gereken hususlara ve bu işlemler sonucu elde edilmesi gereken bedellerin emsallerine uygun olarak belirlenebilmesi için uygulanabilecek yöntemlere yer verilmiştir. Türkiye’de bu tür yapılara rastlanmaması sebebi ile raporun bu bölümündeki detay değerlendirmelere burada yer verilmemiştir.
Yukarıda yer alan konu ile ilgili olarak ek bilgi ve yardıma ihtiyaç duyduğunuzda bizimle irtibatageçebilirsiniz.
Özlem Güç Alioğlu
Transfer Fiyatlandırması Hizmetleri, Şirket Ortağı, PwC Türkiye
Telefon: +90 212 326 6080